Namaz Kılmaya Üşenmek

Namaz kılmaya zaman zaman hepimiz üşeniyoruz. Aslında bu o kadar normal bir durum ki…

Düşünün, internette sörf yaparken, film seyrederken ya da oyun oynarken gözümüz saate takılıyor, bir de bakıyoruz ki akşam namazının geçmesine on dakika var. Oyunun da en keyifli noktasındayız; ya da filmin en sürükleyici yerinde. Namaza kalkmak nasıl da zor gelir.

Ya da bir mekanda arkadaşlarımızla muhabbettin belini kırarken öğle namazının vaktinin geçmek üzere olduğunu içimiz sıkılarak fark ederiz. Şimdi kim muhabbetin en güzel yerinde yerinden kalkıp cami arayacak, belki de kışın ortasında abdest alıp namaz kılıp geri dönecek! Arkadaşların meraklı bakışları da cabası…

Bu tip durumlarda insan üşengeçliğini iman zayıflığına bağlama gibi bir hataya düşüyor. Biricik Rabbimizin, Yaratıcımızın emri karşısında üşengeçlik göstermek kimin haddine değil mi!

Her namaz öncesinde içimiz sevinç ve istekle dolarak sanki aylarca beklediğimiz bir filmi seyretmeye gider gibi heveslenmek ne güzel olurdu. Ama öyle olmuyor maalesef, insanız biz…

İnsan bu tip bir üşengeçliğe düştüğünde kendisini suçlamak yerine bunun normal bir durum olduğunu düşünmelidir. Kendisini kesinlikle suçlamamalıdır. Çünkü insan ümit kestiği konuları, zor gelen meseleleri kendisine unutturmakta çok başarılıdır.

Öyle değil mi! Şimdi her muhabbettin ortasında kalkıp namaz kılmaya gitmek, her oynadığımız bilgisayar oyununu yarıda kesmek yerine namazı kendimize unuttururuz olur biter. Sadece ezan okunurken hafif bir toparlanıp kendimizle beraber Allah’ı da kandırdığımızı zannederiz. Bu unutuş ve kendini kandırış, ileride çok  daha büyük boyutlara ulaşacak hastalıkların, fasıklık ve münafıklığın başlangıcıdır aslında.

Tekrar ediyorum, namaz için üşengeçlik insana özgü, normal bir durumdur, kesinlikle kendimizi suçlamayalım lütfen. Ümitsizliğe kapılıp uzaklaşmayalım.

Namaz için üşengeçlik bastığında artık kendimizi olduğumuz gibi kabullenip bu durumu normal karşılıyorsak şeytanın tuzağından kurtulmuşuz demektir. Geriye sadece bazı gerçekleri kendimize hatırlatmak kalıyor.

Şöyle ki:

İş yerlerimizde geçirdiğimiz süreleri düşünelim. Yaptığımız iş, harcadığımız zaman karşılığında patronların bize verdikleri parayı düşünelim. İnsanoğlu aldığı ücret karşılığında gününün yarısını patronlara adıyor. Bu gayet normal bir durum, eleştirilecek bir tarafı yok, çalışmak zorundayız. Ama:

Şimdi de Allah’ın bizi yokluktan yarattığını hatırlayalım. Verdiği nimetleri düşünelim. Kaldı ki vadettiği sonsuz, evet sonsuz cenneti kurgulamaya çalışalım. Öyle bir cennet ki Allah yapacağı sürprizleri sadece kendisinin bildiğini bildiriyor Kur’an’da.

Bütün bu harika nimetler, akıl almayacak sürprizler ve ebedi mutluluk için istediği şeyler o kadar az ki!

Kendine ve başkalarına kötülük yapmayacaksın bir de günde toplamı yarım saati geçmeyen namazı kılacaksın. Özü itibarıyla bu kadar. Evet, sadece farz namazların toplamı için gereken süre abdestle beraber yarım saati geçmiyor.

İş yerlerimizde harcadığımız zaman ve aldığımız ücretle Allah’ın istediği şey ve karşılığında vereceği şeyleri karşılaştıralım lütfen.

Günümüzün tabiriyle fiyat performans oranlarını karşılaştırırsak gerçek tüm yönleriyle açığa çıkıyor zaten.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here