Kibir

0
12

Allah, Kur’an’da kibirlileri sevmediğini, kibrin cehenneme götürdüğünü defalarca ifade etmesine rağmen hala kibirliyiz. Hele son yıllarda kibir almış başını gitmiş. Neredeyse insanların psikolojik savunma mekanizması haline gelmiş.

Evet, Allah’ın en sevmediği özellik insanların toplumsal yaşamda sığındıkları, kişiliklerini savundukları bir sığınak haline gelmiş durumda.

Çok acı…

Kibirli insanlar kendilerini nasıl bir girdabın içine çektiklerini, nasıl bir bedel ödeyeceklerini biliyorlar mı? Bilmiyor olmalılar, çünkü bilseler kibirden pislikten kaçar gibi kaçarlardı.

Artık adım başı karşımıza kibirli insanlar çıkıyor. Yolda yürürken, herhangi bir yerde otururken veya işyerinde çalışırken “Dünyayı ben yarattım” havasındaki insanlardan bıkmış durumdayım artık. Bu insanlar dışarıdan ne kadar komik göründüklerini bir bilseler keşke.

Kibir iki türlüdür:

İlk olarak kibir insanın kendisini, bulunduğu makam, sosyal konum, maddi zenginlik ya da özel bir yetenek sebebiyle diğer insanların genelinden üstün görmesidir.

İkinci kibir türü ise spesifik olarak belli bir kişiyi küçük görme şeklinde gerçekleşiyor. Genel kibirden ziyade belli bir insana yönelik bir küçük görmedir bu. Hepimizin çevremizde ezik olarak gördüğü tipler var, bu belki komşunuzun oğlu belki de iş arkadaşımızdır, kim bilir! Bir insana belli bir başarıyı, makamı ya da sahip olduğu güzel bir şeyi yakıştıramamak, onu ezik görmek bu tür bir kibirdir.

Kibir iki türlüdür dedim ama aslında bir türü daha var: Kışkırtılan, geçici kibir. Bu kibir türüne günlük kavgalarda rastlamamız mümkün.

Küçük bir kaza sonrasında bir araç şoförünün diğer şoföre eliyle küçümseyici bir hareket yapıp yine küçümser ve iğrenir tavırla “yürü git” dediği anı gözünüzün önüne getirin. Diğer kişi kavgayı izleyen insanlar önünde küçük düşürüldüğünü, “şahsiyetini” kurtarması gerektiğini düşünür ve daha beter bir tepki verir. Artık olay menfaat çatışmasını aşmış kişilik kavgasına dönüşmüştür. İki taraf da kibrine yenik düşmüş ve sonu belki de cinayete kadar gidecek bir girdabın içerisine girmişlerdir.

Kışkırtılmış kibir anlıktır, bahsettiğim ilk iki tür ise süreklidir ve toplumu derinden etkiler.

Bir de kişilik problemi yaşayan kendine güvensiz insanlar bu eksikliklerini kibirli görünerek kapatmaya çalışıyorlar. Bu insanlar geçici bir süre sahte bir özgüven yaşasalar da dönüp dolaşacakları yer yine iç dünyalarındaki huzursuzluktur, eksiklik duygusudur. Kişilik problemi yaşayan bu insanlar yukarıda bahsettiğim kibirli insan tiplerinin hiçbirine dahil değildir.

Kibir sadece insanın zihninde kalmaz. Şişede durduğu gibi durmaz yani. Mutlaka tavırlara yansır ve dananın kuyruğu burada kopar.

Dünya üzerindeki çekişmelerin, huzursuzlukların ana sebebi menfaat çatışmaları gibi görünse de kibir ondan aşağı kalır bir paya sahip değildir. Hatta sonuçları itibarıyla daha da yıkıcıdır.

Menfaat çatışmaları zaman içinde orta yol bulunup giderilirken kibir kaynaklı çatışmalar ömür boyu sürecek kin ve nefret doğurur.

Allah’a inanan bir insanın kibirli olması mümkün değildir. Çünkü bu insan büyüklüğün sadece Allah’a ait olduğunu kabul etmiş, kendi acizliğini ve eksikliğini kendisine itiraf etmiştir.

Allah katında en üstün kişinin en takvalı kişi olduğunu Kur’an bize söylüyor. Takva insanın kalbiyle bağlantılı olduğu için, kalplerin kökünü de sadece Allah bildiği için bir Müslümanın kendisini başkalarından üstün görmesi imkansızdır aslında.

Bir insan kendini başkalarından üstün görüyorsa ya da belli bir kişiyi küçük görüyorsa hemen imanını sorgulamalıdır. Kendisini çok geç olmadan muhasebeye çekmelidir.

Biz Müslümanlar, “Allah büyüktür” derken “Allah en büyüktür” diye düşünmek yerine “Büyük olan sadece Allah’tır” diye düşünmeliyiz, bunu kastetmeliyiz.

Gün içinde arada sırada aklından “Allah büyüktür” diye geçirmeyi adet edinmiş insanlarda kibirden eser kalır mı!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here