Kara Kule

0
21

Siyahlı adam çölde kaçıyordu, silahşör de peşindeydi.

Stephen King deyince çoğumuzun aklına pek de korkutucu olmayan standart Amerikan korku romanları geliyor.

Ancak sizi temin ederim Kara Kule serisi çok farklı ve bir o kadar da büyüleyici. Bir baş yapıt.

Bir de sakın “Kara Kule” filmini seyrettiyseniz romanı ona göre değerlendirmeyin. Filmle serinin uzaktan yakından alakası yok. Hollywood’un çok tutmuş bir roman serisinden kısa yoldan para kazanma çabası bu film. Stephen King o filmi nasıl kabul etti anlayabilmiş değilim.

Neyse, tekrar seriye dönelim.

Her şeyin merkezinde gizemli Kara Kule’nin bulunduğu, çökmekte olan bir dünyanın misafiri oluyoruz. Bu dünyanın kadim koruyucuları olan Silahşör ırkının uzun zaman önce yok olduğunu öğreniyoruz. Kalan tek Silahşör ise dünyanın sonunu getirmekte olan siyahlı adamı yakalayıp ondan öcünü almak için yanıp tutuşmakta…

Hatta öyle ki intikamını alabilmek için her şeyi ve herkesi kullanmaktan çekinmiyor.

King bu romanda öyle bir atmosfer oluşturmuş ki sizi girdap gibi içine çekiyor. Eski western filmlerinden hatırlayacağımız çöl kasabaları, çölün kendisi, hiçliğin ortasında birden karşımıza çıkan ilginç sürprizler ve tabii ki Silahşör…

Kara Kule’nin şimdilik dünyanın en uzun tek parça romanı olduğunu hatırlatırım. Okkalı sekiz ciltten oluşan tek bir roman var karşımızda. Bir çırpıda okunması oldukça zor ama zamana yayarak rahat rahat okunabilir.

Ben bu romanı daha yazılırken takip etme şansını yakalamış biri olarak fazla vakit kaybetmeden okumaya başlamanızı şiddetle tavsiye ederim. Serinin dördüncü kitabı olan “büyücü ve cam küre” bir kitapçının rafında karşıma çıktığında yerimden zıplamıştım. O kalın kitaba inanmaz bakışlarla baktığımı, dokunmaya bile çekindiğimi hatırlıyorum.

İlk kitap Silahşör… Serinin en ince kitabı, belli ki bir alıştırma, yeni dünyayla tanıştırma kitabı. O muhteşem atmosferin temelleri bu kitapta atılıyor.

İkinci kitap ise “Üçün Çizgileri”… Silahşör’ün yol arkadaşları ile müşerref oluyoruz… Bu arkadaşlar pek de normal tipler değil, şimdilik bu kadarını bilin yeter. Tabii Silahşör de…

Üçüncü kitabımız Çorak Topraklar. Zevkle okuyacağınıza eminim.

Bu noktada bir uyarı yapmalıyım. İnkılap yayınları yıllar önce serinin üçüncü kitabını “Hayaletler Beldesi” ve “Çorak Topraklar” olarak ikiye bölerek yayınlamıştı. Hayaletler Beldesi’ni habersiz olarak önce okuyunca ve bunu sonradan fark edince biraz keyfim kaçmıştı.

Aman aynı hataya siz de düşmeyin. Eğer İnkılap yayınlarından okuyacaksınız sakın önceden Hayaletler Beldesi’ni önce okumayın.

Dördüncü kitap ise Büyücü ve Cam Küre. Bu kitapla atmosfer ve olaylar bambaşka bir boyuta giriyor. Daha fazlasını yazmak istemiyorum ki okurken keyfiniz kaçmasın. Yalnız şu kadarını bilin Silahşör hakkında en fazla bilgiyi bu kitaptan öğreniyoruz, onu gerçekten tanıma şansı yakalıyoruz.

Beşinci kitap Calla’nın Kurtları… Serinin ilk kitabından sonraki en favori kitabım kesinlikle budur. Okuyunca anlayacaksınız ki Stephen King tam bir atmosfer oluşturma ustası. Nefesinizin kesileceğine eminim.

Altıncı kitap Susannah’ın Şarkısı. Bu kitapla atmosfer tekrar radikal bir değişikliğe uğruyor. Açıkçası serinin en sıkıcı kitabı, ne yalan söyleyeyim bir an önce bitmesini istedim.

Yedinci kitabımız ise Kule… Dana’nın kuyruğunun koptuğu kitap bu oluyor.

Sekizinci kitap Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar… Bu kitabı henüz okumadım. Belki de bu güzel seriyi bitirmek istemiyorumdur. Biraz daha beklemekten zarar çıkmaz diye düşünüyorum. Bütün seriyi tekrar okuduktan sonra bitirişi bu kitapla yapmak iyi bir fikir olabilir.

Stephen King’in oluşturduğu kahramanlara karşı pek de kibar olmadığını, romanlarının her zaman güzellikle bitmediğini okuyanlar çok iyi bilirler.

Koca bir roman boyunca onunla beraber hop oturup hop kalktığınız, belli bir ölçüye kadar yakınlık kurduğunuz karakterler romanın sonunda pat diye ölünce kendinizi bir garip hissediyorsunuz.

Yanlış anlamayın, Kara Kule’nin sonuyla ilgili bir konu değil bu, romanın sonunu şimdiden söyleyecek kadar düşüncesiz biri değilim.

Ama şunu bilin ki romanda kahramanlarımızın başına hiç ummadığınız şeyler gelebilir. Okumamın bir noktasında yüksek sesle “yok artık” dediğimi çok iyi hatırlıyorum.

Stephen King’in, kahramanları hakkında öngörülemezliğini de hesaba katarak bizleri çok keyifli bir okumanın beklediğini rahatlıkla söyleyebilirim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here