İnanç ve Hayat Tarzı

Bir Müslümanın kendi adından daha emin olduğu tek şey varsa o da İslamiyet’in son ve günümüz itibarıyla tek geçerli din olduğudur. Bundan hiçbir Müslümanın zerre kadar şüphesi yok.

İyi bir Müslüman önce kendisine, akrabalarına ve yakın çevresine, sonrasında da kendi ülkesine ve insanlığa faydalı olmak zorundadır.

Burada kastettiğim fayda icatlarda bulunmak ya da bilimsel araştırmalar yapmak değil, Allah’ın dinini mümkün olduğu kadar çok insana ulaştırmak.

Öyle ya, ahirette kabul olacak tek din İslam ise şu anda Müslüman olmayan insanların tamamı korkunç bir sona doğru sürükleniyor demektir. İnsanların tamamından kastım İslam diye bir dinden haberi olanlar; habersiz olanlar hakkındaki görüşlerim için “Haber Gelmeyen Kavimler” yazıma bakabilirsiniz.

Şimdi imanı veren de alan da Allah diyerek işin içinden sıyrılamayız. Allah Kur’an’da eğer isteseydi tüm insanlığı tek bir ümmet yapabileceğini, o zaman da herkesin iman üzere olacağını ifade ediyor. Ama neden böyle yapmadığını da bildiriyor… İyi işlerle kötü işler yapanları ortaya koymak için.

Ayrıca Allah, kâinatı çok ciddi bir amaç uğruna yarattığını da ifade ediyor. Şunu da biliyoruz ki yerde ve gökte ne varsa hepsi insan için yaratılmıştır.

Yani o çok ciddi amaç insanın sınavıdır; sadece Müslümanların değil tüm insanlığın sınavı.

Bu sınav içerisinde Müslümanların sorumluluğu Allah’ın dinini mümkün olduğu kadar çok insana ulaştırmak.

Yalnız lütfen dikkat edin, mümkün olduğu kadar çok insanı Müslüman yapmaktan bahsetmiyorum. Zira dinde zorlama yoktur. Bahsettiğim şey sadece ulaştırmak, tebliğ etmek. Sorumluluğumuz bu kadar. Zira ondan sonrası kişinin kendi iç dünyasına, vicdanına ve nihayetinde Allah’ın merhametine kalmış bir durum.

Burada rahatsız edici bir ayrıntı fark ettiniz mi!

İnsanlara postayla mektup gönderir gibi haber ulaştırmak yetmiyor, aynı zamanda örnek de olmak gerekiyor. Adalet, refah, mutluluk, gelişmişlik düzeyi gibi konularda dünyanın imrenerek baktığı bir noktaya gelmedikçe insanları Allah’ın dinine nasıl özendirebilirsiniz ki!

İslam’a karşı önyargısı kökleşmiş sıradan bir Fransız’ı Allah’ın dinine davet ettiğinizi düşünün. Ona şöyle mi diyeceksiniz:

“İslam coğrafyalarında kan gövdeyi götürüyor, her taraf pislik içinde, rüşvet ve torpil almış başını gitmiş, fakirlik ve sefalet kol geziyor ama sen bunlara bakma. Aslında bizim inancımız en güzeli, insanlığa hep iyilik ve güzellik getiren bir inanç.”

O yabacı da birden kalkıp boynunuza sarılacak ve gözyaşları içinde gerçekleri kendisine gösterdiğiniz için teşekkür edip Müslüman olacak değil mi!

Hayır, belki de tek kaşını kaldırıp hafifçe tebessüm ederek bir an önce yanınızdan ayrılmaya bakacak.

Günümüz İslam toplumlarının içinde bulunduğu acınacak durum ortadayken insanları Allah’ın dinine davet etmek, İslam’a davet etmek hiç de kolay değil.

Şimdi “iyi diyorsun da İslam toplumlarını bölen, karıştıran ve savaşlara kışkırtan hep bu batı dünyası” diyenler çıkabilir.

Ben de diyorum ki kötü niyetli yapılar tarihin her devrinde vardı ve bu karışıklıkları çıkarmak kendi menfaatleri açısından çok doğru işler. Kendileri dünya görüşleri açısından doğru işi yaptıklarını düşünüyorlar. Onları suçlayamayız. Kaldı ki ben sıradan insanlardan bahsediyorum, çeteleşmiş bürokrasi kademesinden değil.

Peki, İslam dünyası bu kaşımalar karşısında niye direnç gösterecek güce, sağduyuya sahip değil!

İngiliz gelsin ortalığı karıştırıp petrolüne konsun, sonra Fransız gelsin bir iç savaş çıkarsın altınını, elmasını sahiplensin…

Cehaletle, adam kayırmayla, tembellikle batı dünyasının elinde oyuncak olmayı kendimiz istedik, asıl suç bizde…

Günümüzün samimi Müslümanlarına tarihte hiç olmadığı kadar çok ciddi sorumluluklar binmiş durumda.

Dünyanın herhangi bir köşesinde İslam kelimesini duyduğu anda yüzünü buruşturan, iğrenir gibi elini sallayan insanlar varsa bunun asıl sorumlusu bizleriz. Korkarım ki bu insanlar bırakın İslam üzere ölmeyi, İslam’a soğukluk duyan kişiler olarak son nefeslerini verdiklerinde bunun hesabı ahirette bize de sorulacak. Şu anda yanılıyor olmayı o kadar istiyorum ki!

Biz Müslümanları kılıçla, topla, tüfekle yapılandan çok daha çetin bir cihat bekliyor. Görünür her şey aleyhimizeyken yine de önyargılarla mücadele etmek. Yılmadan, üzülmeden çalışmak, çabalamak.

Allah zorluklarla mücadele edenleri, yılmayanları, sabredenleri sever, hele bu mücadele kendi dinini yüceltmek için yapılırsa…

İslam toplumları olarak içinde bulunduğumuz bu zor dönemlerde önce kendimizle sonra da yabancılarla yapacağımız fikir cihadının Allah katında mükâfatını bulması dileğimle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here