Hangi Programlama Dili 1

Her Ramazan başlangıcında fazla oruç tutup tutmadığımıza dair bir tartışma alıyor başını gidiyor.

Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır ve ekibi “fazla oruç tutuluyor” derken Diyanet ve diğerleri “süreler normal” diye diretiyor.

Sokaklarda röportajlar yapılıyor, “diyanet yanılıyorsa ne olmuş, bir saat fazla oruç tutsak ne zararı var, sevabımız daha çok olur” diyen de var “biz diyanete, çoğunluğa uyarız; kafamız rahat olur” diyen de…

Bizler gibi sıradan vatandaşların bu konuda yapacağı en güzel şey her iki tarafı da dinlemek, referanslarını incelemek ve iyice ölçüp biçtikten sonra karar vermek.

Kaldı ki birey olarak yanlış bir karara varırsak bu durum sadece bizi ilgilendirir. İbadetlerimizin hesabını Allah’a bireysel olarak vereceğiz.

Ama ya toplumu yönlendirme gücüne sahip kurumların başındaki kişiler! Onlara o kadar büyük bir sorumluluk biniyor ki…

Sahur ve iftar vakitlerindeki bu tartışma aslında toplum olarak inancımıza nasıl yaklaştığımızı, onu ne kadar önemseyip önemsemediğimizi gösteren ibretlik bir durum. Allah’a ne kadar inandığımızın, Allah’a ne kadar teslim olduğumuzun daha açık bir göstergesi olamazdı herhalde.

Şimdi hadi gelin her iki kesimin de referanslarına kısacık bir bakış atalım ve durumun ciddiyetini daha da iyi kavrayalım:

Abdülaziz Bayındır ve ekibinin tek bir referansı var. O da Bakara suresinin yüz seksen yedinci ayeti.

“…Fecrin ak çizgisi kara çizgisinden sizce tam seçilinceye kadar yiyin, için…” Bakara 187

Diyanet de bu ayeti referans gösteriyor.

Hoppala!

İki kesim de aynı ayeti referans alıyorsa bu fark nereden kaynaklanıyor!

Ayet açık ve net, tekrar tekrar okuyun, hiçbir yere çekemezsiniz. Ufukta çizgi halinde bir beyazlık oluşana kadar yiyip içme serbestliği var.

Diyanetin imsakiyesine göre oruca başladığımız anda bırakın ufuktaki beyaz çizgiyi görmeyi her taraf zifiri karanlık içinde, doğuyu batıdan ayırmak bile mümkün değil.

Bu durumda Diyanet’in Kur’an’dan başka referanslarının da olduğunu anlıyoruz.

Günümüzde diyanet tarafından uygulanan sahur ve iftar vakitlerinin tespit yöntemi Ahmet Muhtar Paşa tarafından geliştirilmiş.

Ahmet Muhtar Paşa Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış olan, astronomiyle fena halde haşır neşir olmuş bir asker. Son derece başarılı bir komutan olan Ahmet Muhtar Paşanın “Takvim Islahı” isimli eserinde bu zamanlama yöntemi mevcut.

Asıl ilginç olan kendisine bu fikri veren kişi o dönem Osmanlı İmparatorluğunda aktif rol üstlenen Sir William Redhouse. Evet bildiğimiz kırmızı sözlüğün yazarı Redhouse. Redhouse’ın etkisinde kalan Paşa, onun tavsiyesiyle modern astronominin kullanıldığı bir zaman tespit sistemi geliştiriyor ve o gün bu gündür aynı sistemi kullanıyoruz.

Günümüzde işin içine uydular da girmiş durumda ve tüm hesaplamalar uzaydaki uyduların verilerine göre yapılıyor.

Teknolojiyi kullanmak güzel de oruca başladığımız anda ufukta ışığa dair en ufak bir emare yok. Kur’an ise bize ufukta aydınlık çizgi oluşuncaya kadar yeme içme izni veriyor.

Hesaplamaların bir yerinde yanlışlık olduğu o kadar belli ki!

Diyanet yetkilileri bu yanlışlığı düzeltmiyorlarsa, inatla bazı gerçeklerin üzerini kapatıyorlarsa bunun hesabını Allah katında fazlasıyla verecekler. Hesabını verecekler ama bu sadece onların sorunu değil, hepimizin ortak sorunu.

Bizler sıradan Müslümanlar olarak Allah’ın apaçık ayetiyle çelişen bu uygulama karşısında nasıl tavır alacağız! Asıl mesele burada.

“Ben çoğunluğa uyarım, kafam rahat olur” demek bizi mahşer günü sorgudan kurtaracak mı dersiniz?

Rabbimiz bize “apaçık ayet gönderdim, sana akıl da verdim. Neye dayanarak ayetimi görmezden geldin” derse nasıl cevap vereceğiz! Diyaneti mi suçlayacağız!

“Bir saat fazla oruç tutsak ne olur, olsa olsa sevabımız çok olur” diye düşünmek bizi rahatlatıyor mu gerçekten!

Böyle bir düşünce inancımızın en önemli ibadetlerinden birine lakayıtça yaklaşmak değil midir? Böyle önemli bir ibadeti özenerek, Rabbimizin tam istediği şekilde yapmamız gerekmiyor mu!

Kur’an’da Allah’ın helal saydığını haram ilan edenler şiddetle eleştirilir. Rabbimizin yeme içmeyi helal kıldığı bir zaman dilimini kendi kendimize haram kılmış olmuyor muyuz?

Fazla oruç tuttuğumuz zaman dilimi için fazladan sevap beklerken mahşer günü tam tersiyle karşılaşırsak ne olur peki!

Rabbimiz bize “Ben sizin dininizi kolaylaştırmışken siz niye zorlaştırdınız? Benim sizin için belirlediğim sürede eksiklik mi gördünüz ki ekleme yaptınız?” diye sorarsa ne cevap vereceğiz?

Dinimizin en önemli ibadetlerinden biri olan oruç Rabbimizin bizden istediği şekilde tutulmayı hak etmiyor mu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here