Fischer vs Karpov

0
23

Günümüzde gelmiş geçmiş en büyük satranç ustası kim diye sorduğunuzda pek çok kişi hiç düşünmeden ya Fischer ya da Kasparov cevabını veriyor.

Fischer’in o büyük dehasını inkar edecek ne hakkım ne de yeteneğim var. O’nun satranç dünyasına yaptığı katkı karşısında saygıyla eğilmek yapılacak en doğru şey…

Fischer, satrancın Sovyet hegamonyası altında olduğu bir dönemde ortaya çıktı. Neredeyse tek başına dişleriyle, tırnaklarıyla kazıyarak imkansız denebilecek bir başarıya imza attı.

Hatta öyle ki Sovyetlerin, satrancı dünyaya meydan okuma ve propaganda aracı olarak kullandığı, dünyaya “biz sizden daha zekiyiz” mesajı vermenin en etkili yöntemi olarak gördüğü bir dönemden bahsediyoruz.

Sovyet oyuncuların sayısı o kadar fazlaydı ki adaylık turnuvalarında onların arasından sıyrılmak bile mümkün değildi. İşin içine bir de Sovyet oyuncuların birbirlerini kurtarmak için kullandığı “önceden ayarlanmış beraberlikler” girince bu iş iyice imkansız hale geliyordu.

Fischer böyle bir ortamda Sovyetler Birliği’nde yayınlanan satranç kitaplarını anlayabilmek için Rusça bile öğrenmişti.

Fischer Spassky dünya şampiyonluğu unvan karşılaşması artık Sovyet Amerikan savaşı olarak algılanıyor, bu iki dev ülke arasındaki soğuk savaş satranç tahtasına da yansıyordu. Fischer’in son dünya şampiyonu Spassky karşısında aldığı efsanevi galibiyet soğuk savaşın unutulmazları arasındaki yerini alıyordu.

Ama Fischer birkaç yıl sonra Karpov’la yapması gereken unvan maçına çıkmadı, organizasyonla ilgili çeşitli bahaneler ileri sürerek maçtan kaçtı ve dünya şampiyonluğu ünvanını Karpov’a kendi elleriyle verdi.

Fischer’in, bir insanın rakibine yapabileceği en büyük kötülüğü yaptığını söylememe gerek yok. Maç yapmadan dünya şampiyonu olan Karpov için bu unvan mutluluktan ziyade acı verici bir zehire dönüşmüştü.

Uzun yıllar dünya şampiyonluğunu hak ettiğini ispatlamaya çalışarak yaşadı. Dünyanın her yerinde bir turnuvadan diğerine koşuyor, aldığı turnuva galibiyetleriyle satranç alemine “bakın, şampiyonluğu hak etmişim değil mi!” diye adeta mesaj vermeye çalışıyordu.

Ama Fischer’i yenerek, savaşarak dünya şampiyonu olmadığı için her zaman bir eksiklik hissediyordu.

Fisher’in maça çıkmaması Karpov’un suçu değildi, ama bu durum özellikle batı dünyasının acımasız yorumlarını engellemiyordu.

İddia ediyorum ki Fischer, Karpov’u yenemeyeceğini anladığı için maça çıkmadı. Bu benim kişisel fikrim, katılmayabilirsiniz hatta gülebilirsiniz de…

Fischer’in muazzam dehasının hakkını vermenin yanında O’nun soğuk savaş döneminde batı dünyası tarafından bir piyon olarak kullanıldığını, bu sebeple de Karpov’un hakkının yendiğini düşünüyorum.

Karpov, Botvinnik okulundan yetişen bir öğrenci olarak son derece sağlam ve açık vermeden oynayan bir şampiyon. Romantik fedalardan ziyade oyun boyunca biriktirdiği ufak avantaj kırıntılarını galibiyete çevirmeyi çok iyi bilen bir oyuncu.

Karpov’un hamleleri rakibini yavaş yavaş hasta eden virüsler gibi değerlendirilebilir. Küçücük virüslerin yavaş yavaş çoğalarak sağlam bir bünyeyi ele geçirmesi Karpov’un oyunlarını çok iyi tanımlıyor bence.

Soğukkanlılık, sabır ve oyun dehası bence Karpov’u tarihi oyuncular sıralamasında rahatlıkla ilk üçe sokar.

Tabii bir de Kasparov faktörü var. Kasparov da Karpov gibi Botvinnik okulundan yetişen bir şampiyon. Yüz kişiye gelmiş geçmiş en iyi satranç oyuncusu kim diye soracak olursanız sekseni haklı olarak Kasparov diyecektir. Ben de tereddütsüz Kasparov diyenlerdenim.

Ama unutmayalım ki Kasparov, o engin satranç bilgisini, açılış repertuvarını, taktik yeteneğini Karpov’u yenebilmek için uğraşırken geliştirdi.

Gelmiş geçmiş en büyük satranç oyuncusu Kasparov’u Kasparov yapan şey Karpov’u yenme azmidir.

İşte Karpov böyle şampiyon…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here