Elitist Gruplaşmalar ve Kur’an

0
13

Günümüz insanı kendine göre belli standartlar oluşturup insanları bu standartlara göre kategorize etmeye çok meraklı. Bu standartların oluşmasında toplum değerlerinin ve medya dayatmalarının payı çok büyük.

Meslek grubu, giyim tarzı, parasal güç ve hatta insanın elinde olmayan bazı fiziksel özellikler kişilerin bakış açılarını önemli ölçüde etkiliyor. Hatta bu bakış açısı önyargıya kadar uzanabiliyor.

İnsanlar bir insanın fikirlerine değer vermenin, söylediklerini dinlemenin ön şartı olarak bu standartları gözetiyorlar. Sanki bir insanın fikrinin doğru olması için belli bir şekilde giyiniyor olması, belli bir meslek grubuna dahil olması şartmış gibi.

Dahası toplum bu yapay standartlar üzerinden gruplaşıyor, kalıplar fikirlerin önünde büyük bir engel teşkil etmeye başlıyor.

Peki, ya bu standartlar kökünden yanlışsa, toplumu birbirinden uzaklaştırıp, insanlar arasında derin uçurumlar açıyorsa!

Elitist gruplaşmalar tarihin her devrinde, her toplumda görülen bir durum. Ama ne kadar doğru, ne kadar sağlıklı?

Karşımızdaki insanı ciddiye almamız için illa ki belli bir meslek grubuna dahil olması ya da belli fiziksel özelliklere sahip olması mı gerekiyor?

Bir şirketteki yönetici aynı şirketteki çaycıdan ya da bir doktor mahallesindeki bir bakkaldan her konuda daha mı yetkindir, daha mı doğru düşünmektedir?

Yanlış anlaşılmasın, tabii ki yönetici ile çalışan arasında bir saygı mesafesi olacak. Bunda ters bir durum yok.

Asıl terslik belli bir makam ve mevkiye ulaştığını düşünen kişilerin artık sadece belli kişileri muhatap alması, sadece onların fikirlerine değer vermesi. Daha da kötüsü artık diğer insanları küçük görmeye başlayarak onları ve dolayısıyla fikirlerini ikinci sınıf sayması.

Peki, Kur’an’ın bu konuda bize öğrettiği şeyler neler?

Kur’an bize insanların birbirlerinden üstün oldukları tek noktanın takva, yani Allah’a hakkıyla kul olabilme çabası olduğunu söylüyor.

Peygamber kıssalarında anlatılan ilginç bir noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum:

Nuh Peygamber kendi kavmini Allah’ın dinine çağırırken inançsızların kendisine söylediği şeylerden biri neydi biliyor musunuz? Hud suresine bakabilirsiniz:

“… hem sana inananlar toplumumuzdaki en düşük kişiler…”

Zenginliğin ve makamın gözlerini kör ettiği ileri gelenler söylüyor bu sözleri…

Aynı örneği Peygamberimizde de görmekteyiz:

Mekke’nin ileri gelenleri peygamberliği öksüz, yetim ve fakir birine yakıştıramadılar. Muhammed Peygamber sözüne güvenilen ve sevilen biriydi, ama o kadar… İleri gelenlerden, makam ve mevki sahibi olanlardan biri Peygamber olmalıydı.

Hatta öyle ki Mekke müşrikleri eğer bir cennet varsa bile oraya sadece kendilerinin gideceğini iddia ediyorlardı. Zengin, makam sahibi ve saygın kişiler dururken cennete yanlarında çalışan basit işçiler mi gidecekti?

Mearic suresinde onlar “… yoksa onlar Naim cennetlerine gireceklerini mi sanıyorlar?” diye şiddetle eleştirilirler.

… ve Kur’an’da bahsedilen bir cehennem sahnesi…

Azap çekmekte olanlar birbirlerine şunu soracaklar: “Dünyadayken küçük gördüğümüz kişileri burada göremiyoruz, onlar nerede?”

İster yaptığı iş ister giyim tarzı ister görünüşü olsun eğer bir insana baktığımızda onu içten içe küçük görüyorsak ve daha da kötüsü bu tavırlarımıza yansıyorsa hemen kendimizi hesaba çekmeliyiz.

Kimse kimseyi küçük görme lüksüne sahip değil…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here